13 Kasım 2010 Cumartesi

let's put a smile on that face

joker abimizin psikopat cümlesi. "hadi şu yüze bir gülücük konduralım"

mantık güzel şey. mantıklı olmak apayrı bir güzellik. mantık çerçevesinde hayatı şekillendirmek mükemmel. mantığa sığmayan hiç bir şeyi kabul etmemek... hah işte orada bir sıkıntı var arkadaş.

mantıklı herifimdir ben. mühendisim lan sonuçta, olsun o kadar. ama bazen, hatta çoğu zaman, şu yüzüme sahte de olsa bir gülücük kondurabilmek adına mantığımın ısrarla ve sürekli olarak reddettiği şeyleri " lan belki doğrudur, belki yanılıyorumdur" diyerek kendi lehimde kabulleniyorum, inanıyorum. burada bir arıza var!

"oğlum tork anahtarını' getir, lifti hazırlayın, filtreleri değiştirin, enjektörleri temizleyin, bujileri değiştirin, abime bi çay söyleyin. hadi laan!!"

sakin bebeeem...

1 hafta kadar önce bir aydınlanma yaşadım. şimşek çaktı resmen. ciddiyim bak. dışarıdan bakan vahiy filan geldi zanneder, o derece.

yıllardır sürekli olarak gelen verileri analiz etmiş olmama, hatta sonuçlarını çıkartmama rağmen, "belki lan" diyerek raporlara kaşe basamayan ben, sadece ufacık bir fotoğraftan etkilenip, "o"nun aslında ben olmadığını idrak ettim. kaşeleri bastım, zarfa koydum, mühürledim, arşivledim.

kaybettiğim somut bir şey yok aslında. sadece kafamı kurcalamakla geçirdiğim zaman. o da izafi zaten.
kazandıklarıma odaklandım ben, ve gayette memnun kaldım verilerden. bir ömür götürür artık bu beni, no pıroplem.

"abicim, 3. buji patlamış, motoru sıkıştırmışsın yemişin güzelim subapları. kapak sökülecek, taşlanacak, subaplar komple değişecek, hazır açmışken contayı, trigeri, yağını suyunu komple değiştirip genel bakım yaparız. 2 sene unutursun. 1 haftalık işi var, bayramdan sonra gel al. hadi abicim iyi bayramlar olsun"

"deliye her gün bayram anasını satayım"

1 Ekim 2010 Cuma

ne istediğine dikkat et!

dikkat et, çünkü gerçekleşebilir. ingiliz'lerin atasözü kıvamında cümlesi. sikiyim böyle doğruluk payını.

hayatımın bir kısmını yalanlar üzerine kurdum ben. önce ufak tefek kendimi iyi gösterecek şeylerle başladım, sonra ne olduğunu bile anlamadan kendime yalandan bir hayat daha ediniverdim. iki hayattan hangisinin doğru, hangisinin yalan olduğunu karıştırdığımı söyleyeceğimi zannediyorsanız yanılıyorsunuz. zira o kadar aptal değilim.

ama yoruldum artık. cidden yoruldum. yalan hayattan ziyade gerçek olan yordu beni daha çok. yalanken, yalan söylerken daha rahatım, daha çok seviyorum kendimi. istediğim zaman istediğim yerde olabiliyor, istediğim gibi yaşıyorum yalanlarda. ama gerçek öyle değil. üzerime aldığım tüm sorumluluktan kurtulmak istediğim zaman hiçbir şey yapamıyorum. nefes almak için belirli bir süre yüzeye çıkmam gerekiyor, o zaman da yalan hayatıma transfer ediyorum kendimi. sözleşmeyi imzalayıp bayrağı öpmüşüm çünkü çok zaman önce. gelip gitmeler koymuyor artık.

gerçek halim çok sıkıcıdır aslında. muhasebeci gibi hayatım var lan. bazen düşünüyorum, yalan hayatım gerçek olsaydı çok mu kötü olurdu diye. kötü olurdu tabi lan! içten içe diliyorum bu değişimi ama gerçekleşme ihtimalinden öyle bir korkuyorum ki, kedi gibi, can havliyle 15metrelik ağaca tırmanıyorum.

burada oturup gerçeğimden bir şeyler yazmak isterdim ama yalanlarım hem daha inandırıcı, hem daha heyecanlı. ayrıca, ben yalanken daha iyi yazıyorum.

18 Eylül 2010 Cumartesi

şerefine sevgilim

şerefine...

yaptığım en büyük hatanın, seni sevmek olmasının şerefine
şerefine hayatım, şerefine
beni ben yapan şeyin sen olmasının şerefine

içimdeki ruhun ölmesinin şerefine
sarhoş olup zamanın öldüğü anda
kaybolmanın şerefine

uzaktan bakarken sana
dünyanın durmasına bile şaşırmıyorum
gözlerimin odaklandığı o noktada, seni bulmak için içiyorum


1 Eylül 2010 Çarşamba

evlensen ya benle

4 duvarın arasına sıkıştırmak hayatı
4 duvarın arasında bir ömrü harcamak
4 duvarın içine sevdiğini koymak
4 duvarın içinde sevdiğine dokunmak
4 duvarın sadece iki kişiye ait olması
4 duvarın içinde ait olmak birbirine
bağlanmak
çözülmemek
ayrılmamak
sıkılmamak

evlenmek bu olsa gerek. 4 duvar içine sığışmak.

26 Ağustos 2010 Perşembe

olaylar olur, olaylar geçer

hepimizin başından bir şeyler geçiyor değil mi, şu hayat denen zırtapozun içinde. kimimiz sevgilisinden ayrılıyor, kimimizin sevdikleri ölüyor, kimisi depremde göçük altında kalıyor, kimisi sadece istediği ayakkabının numarasını bulamıyor. oluyor yani bir şeyler. bizde bir şekilde üstesinden gelip atlatıyoruz olayları.

nah atlatıyoruz!

tam o "atlattım artık" dediğin anda dön bak bakayım geriye nesin sen. neymişsin sen, ne olmuşsun şimdi. hayat çakmış sana çelmeyi ve sen utanmadan, sıkılmadan, geri zekalı gibi hiç yara almadan hatta üstün başın bile kirlenmeden tekrar ayağa kalktığını zannediyorsun. yemezler güzelim. yemezler.

bir kere sen artık o kişi değilsin, olamazsın da bunu bir şekilde öğrenmiş olman lazım zaten. sorun şu ki; eğer sen hala ve ısrarla o kişi olmak istiyorsan, kusura bakma güzelim, beyninde ödem oluşmuş senin. bu halinle ırzına geçerler kılın kıpırdayamaz, düşüncelerini sikerler ruhun duymaz. yok ederler lan seni. hala bir zaman dilimine odaklanıp kaldıysan, yaşadığın her türlü bok, o zaman diliminin suçuymuş gibi geliyorsa sana, kafanı ellerinin arasına alıp sırf bunun için saatlerce ağlıyorsan, gel gidelim seninle oraya, orada bırakayım seni, geri gelmemek üzere siktir olup gideyim. cesaretin var mı peki senin sonsuza kadar o daracık zaman diliminde kalmaya?

olaylar gelince başına, bu da geçer derler. inanma onlara. nah geçer!

25 Ağustos 2010 Çarşamba

sorun var lan bir yerde

bu siktimini hayatında hakikatten bir sorun var. böyle adil kullanım politikası gibi bir şey. uzun süreli mutluluk hallerine dayanamıyor devre yakıyor hayat, sorun çıkartıyor illaki. sen yeter mutlu oldun, birazda başkalarına kalsın der gibi. saçmalık amına koyayım.


20 Ağustos 2010 Cuma

sonra bir daha gördün mü abi o kızı?

-elifin vardı senin ne oldu o?

-elifim... elif... hiç bir zaman elifim olmadı o, hep elif kaldı. onu uzaktan seyre daldığımda zamanı unuturdum, nerede olduğumu unuturdum. öyle kuvvetli bir şeydi ki bu, güneş bile manasız geliyordu o an. bir gün kendimi kaybetmişim, kafada kıyak, tutmuş çekmişim kolundan, sana aşığım demişim yüzüne, o pis, pasaklı halime aldırmadan. kolunu kurtarmış koşmuş gitmiş. ayılınca anlattılar, tiksinir gibi bakmış bana. aylar sonra bir gün, ayık olduğum bir gün, ilk defa cesaretimi topladım karşısına çıktım, bakar mısın dedim. baktı. ben bakamadım. o saçları, o gözleri ilk kez o kadar yakından görüyordum, unutamadım. limoni bir kokusu vardı, burnumu sızlattı. tam kelimeler dökülecek ağzımdan, çekil önümden dedi, çarptı omzuma gitti. hatırlayamadığım kadar sonra gelin oldu gitti zaten.

-sonra bir daha gördün mü abi o kızı?

-gördüm tabi. her gün gördüm. şarabın dibini bulduğum her gün, onu gördüm rüyalarımda, o saçlarını o gözlerini gördüm, hergün onun kokusuyla uyandım. bahçedeki limon ağacını kestim bir gün belki gider o koku diye. nafile.